Zeyno

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Sevgili torunum

ANILAR kategorisine gönderildi | Yorum yapın

30.09.2005 Cuma Günlü Günlüğümden:


ÇİZMEYİ AŞANLARIN OYUNUNA GELMEYİN

Gebze Öğretmenler Lokali’ne giderken Aslan Çimento Endüstri Meslek Lisesi Matbaa Öğretmeni V.A. adlı bir gerici ile karşılaştım. Bu V.A. Aslan Çimento Endüstri Meslek Lisesi’nin lojmanlarında otururdu. Karısı sokakta kara çarşafla gezerdi. İmam hatip lisesinde okuyan küçük kızı türban eylemi yaparcasına okula babasını sık sık ziyarete gelirdi.

V.A., benimle her karşılaştığında özgürlüklere değinir, sözü hemen türbana getirirdi. Yine aynı şeyi yapınca bu sefer sinirlendim:

“Bütün özgürlüklerimize kavuştuk da yalnız türban sorunu mu kaldı? Ayıp yahu!.. Yıllarca ‘Türban, türban!’ diye tutturdunuz, bunu kullananlar da nihayet iktidara geldiler, başımıza bela oldular. Daha ne istiyorsunuz? Kardeşim, şu dini, imanı, türbanı, tumanı kullanmayı artık bırakın!.. Sokakta türbanla gezene bir şey mi diyen var? ‘Benim inancımın gereği diyen adamı Genelkurmay’ın başına türbanlı mı oturtalım yani? Yeter artık!..” dedim.

Benden hiç beklemediği bu sözleri duyunca: “Sen de mi özgürlüklere karşısın?” dedi.
“ Sanki özel yaşamınızda yaşam biçimlerinize müdahale eden, saygısızlık yapan varmış gibi, ‘yaşam biçimime saygı’, ‘türbana özürlük’ bahanesiyle kimlerin ne yapmak istediklerini görmüyor muyuz zannediyorsunuz!.. Siz neden bizim yaşam biçimimize saygı göstermiyorsunuz? Keyfinize göre hareket edesiniz, kendi elimizle şeriatı getirip bizi kesesiniz diye mi bekleyelim? ‘Türban da türban diye tutturmanızın altında yatan şey, benim gibilerini imana getirmek, gelmeyenleri de kesmektir. Buna kimsenin de gücü yetmez!.. Özendiğiniz İslam ülkelerinin durumları içler acısı!.. Onlara mı benzeyelim? Bunu mu istiyorsunuz? Böyle özgürlük olmaz!.. Bu özgürlüğü de benim gibiler tümden yok olmadıkları sürece kimseye kullandırmayız!..” dedim.

Beni gördükçe sinsi sinsi bana sokulur, bana çok saygı duyduğunu, beni çok sevdiğini, düşüncelerime, fikirlerime çok değer verdiğini söyler, hoşuna giden sözleri benden duymak için sorular sorar ya da kendi aklından geçenleri bana söyletmek için özgürlükler konusunda beni konuşturmaya çalışırdı. Ufak tefek densizliklerine göz yumar, içimden geldiği, inandığım gibi söylerdim Bu da işine geldiği için beni kutlardı.

Bir söz vardır: “Bas maymunun kuyruğuna, gör halini” diye. Bizim maymunun kuyruğuna basınca, bu sefer umduğu sözlerin tam tersini duyunca beni gözden çıkarmış olmalı ki, yüzüme bile bakmadan defolup gitti.

ANILAR kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum yapın

18.01.2006 Çarşamba Günlü Günlüğümden

HADDİNİ BİLMEYENLERİN HADDİNİ BİLDİRMEK GEREKİR

Yunus Emre Parkı’nın karşısında yeni açılmış olan Akbank Şubesi’nin önüne park edip içeri girdim. İçeride çalışanlardan başka neredeyse kimse yoktu.

Numaratörün yanına gidip saat 16.24’te düğmeye bastım, 331 sıra numarasını alıp etrafıma bakındım. Memurların bankolarının üzerindeki ışıklı göstergede sıra 118’i gösteriyordu. Başka bir numara da yoktu.

Sıra numarası aldığım numaratörün yanında genç bir hanzo bekliyordu. Ona yaklaşıp: “Bunun üzerinde 331, orada ise 118 yazıyor. Arada 213 fark var ama bankada kimsecikler yok. Bunda bir yanlışlık olmasın?” dedim. Numaratörün Bireysel Bankacılık Gişe butonuna tekrar bastım. Arkadan gelen numara da 332 yazıyordu.

Sırada bizden başka bekleyen kimse olmadığını görünce memurların yanına gidip “Bunda bir yanlışlık var herhalde?” diye elimdeki numarayı gösterip “Bu, doğru mu?” dedim.

“Evet” dedi.

Üzerindeki ışıklı panodaki 118’i gösterip, “Peki, bu doğru mu?” dedim.

Ona da “Evet” dedi.

“Peki, burada bizden başka bekleyen de yok. Ben şimdi neyi bekleyeceğim?” dedim.

Memurlardan biri: “Kural böyledir. Akbank’a ait herhangi bir kartın varsa git, onunla yeniden bir numara al gel, hemen sıra gelir” dedi.

“Hayır, Akbank’a ait herhangi bir kartım yok” dedim.

“O zaman Akbank kartı olan birini bul, onun kartıyla bir numara al, gel” deyince, sinirlendim ama hanzonun yanına gidip Akbank kartı olup olmadığını sordum, onun da yokmuş. Tekrar memurun yanına gelip “Burada kimse yok, ya siz kendi kartınızla bana bir numara verin ya da karınızı verin de onunla bir numara alayım” dedim.

“Olmaz, veremem” dedi. Sinirlendim:

“Beyefendi anlaşıldı, Siz diyorsunuz ki, ‘Burada işlem yaptırmak istiyorsanız, Akbanklı olacaksınız, yoksa saatlerce, günlerce bekleyeceksiniz, aşağılanacaksınız, aşağılanmayı göze alacaksınız!.. Elimdeki taksit ödeme belgesinde Akbank’ta ödeyebileceğim yazıyor; yazmasa buraya gelmezdim. Ayrıca, kapıda da ‘Akbank kartı olmayanın işlemi yapılmaz, gelebilecek olan tüm Akbanklıları bekler’ yazmıyor. Lütfen elimdeki karta göre bu taksiti alın, işlemi yapın” dedim.

“Olmaz” deyince iyice sinirlendim, sesimin tonunu yükselterek: “Peki, bekleyeyim ama kimi bekleyeyim kardeşim?” deyince:

“Ben sizin işleminizi yaparken, bir Akbank müşterisi 200 milyar lirayla gelirse, ona ‘Dur, beyefendiyi bekle’ mi diyeceğim?” demez mi?

İyice sinirlendim, sesimi daha da yükselttim ve “Sizi Akbank Genel Müdürlüğüne, hatta rahmetli Sakıp Sabancı’ya şikâyet edeceğim. O tam bir halk adamıydı, bu ricaları ona yapsam çoktan işlerim bitmişti!” diye bağırdım.

“Git, kime şikâyet ediyorsan et, bizi meşgul etme” deyince bağırıp çağırmayı artırdım. “İşim yaptırmadan da burada bir adım atmayacağı, olay çıkarırım!..” diye naraladım.

Sesimize arka taraflardan şef midir, müdür müdür, her neyse, biri çıkageldi: “Beyefendi, burada niye bağırıyorsunuz, bağıracaksanız gidin dışarıda bağırın, bizi rahatsız etmeyin!” dedi.

Durumu kısaca özetledim, bir kulağından girdi, diğerinden çıktı. Baktım ki, bu zatı muhterem de aynı şeyleri söylüyor.

“Beyefendi, bende beyin yok mu? Ben buraya elimdeki belgeye göre taksit yatırmaya geliyorum. Siz Akbanklı değil diye beni kasten bekletmeye, Akbanklı etmeye, aşağılamaya çalışıyorsunuz. Elimizdeki kredi kartlarını nasıl koruyacağımızı şaşırdık, ayrıca kullanalım kullanmayalım,  her yıl her kart için yıllık aidat ödemekten de bıktık. Biz müşteriler ellerimizdeki fazlalık kartlardan kurtulmaya çalışırken, siz bankacılar da ‘Bankamda gereğinden fazla beklemek istemiyorsanız, bankamızın bir kartını çıkartın’ diyorsunuz. Sizin bu yaptığınızı diğer bankalar da yapıyor. Kendi müşterisi olmayanları ezmeye, aşağılamaya çalışıyor…” dedim.

Tam bu sırada elinde bir tuğla kalınlığında para destesini bankonun üzerine koyan bir müşteri yanı başımızda bize bakıyordu.

Bankacı: “Estağfurullah beyefendi, kural budur” dedikten sonra desteyle parasını bankonun üzerine koyan yeni müşterisini göstererek: “Şimdi şu beyefendi 200 milyar lirayla geldi. Ben onun işini yapmayayım da, benim müşterim olmayan sizin işinizi mi yapayım?” dedi.

“Beyefendi, ben kapıda herhangi bir uyarı yazısı görseydim, buraya gelmezdim. Bu şekilde konuşmalarımız da olmazdı. Elimdeki taksit ödeme kartında hangi bankalarda ödeyeceğim yazılı, bunların en başında da Akbank var. Ben de buraya geldim ve bu taksiti de burada yatıracağım. Siz de almak zorundasınız” dedikten sonra devamla “Beyefendi, nerden biliyorsunuz, yarına 5-6 trilyonla, hatta katrilyonla buraya gelmeyeceğimi? Demek ki, ben de aynı zamanda sizin saygıdeğer, bol paralı potansiyel bir müşterinizim.

Şu anda bankanıza yatıracak bol param yok ama karşınızda potansiyel bir katil olabilirim. Milli katilimiz Mehmet Ali Ağca gibi gidip meşhur birini öldürebilirim,  onun başaramadığı işi ben tamamlayıp Papayı ortadan kaldırabilirim. Ondan sonra da birileri benimle röportaj yapmak isteyebilirler. Mehmet Ali Ağca röportaj başına 5 milyon dolar istiyor. Ben de ‘10 milyon dolardan aşağısını kabul etmem’ derim. Onlar da pekâlâ bu parayı seve seve verebilirler. Sonra o parayla bu bankaya gelebilirim. O zaman bana ‘Buyrun beyefendi’ diye hürmet edersiniz” deyince güldü:

“Beyefendi, siz konuyu saptırdınız” dedikten sonra memurlarına dönüp “Şu adamın taksitini alın da gitsin” dedi.

Bunun üzerine “Hayır, o şekilde söyleyemezsiniz. ‘Beyefendi, lütfen buyurun’ diyeceksiniz; aksi halde bir adım atmam, buradan da hır çıkarırım” dedim.

Bunun üzerine “Beyefendi, lütfen buyurun, işleminizi yaptırın” dedi.

“Tamam, şimdi oldu” dedim. Beni bekleyen memurun önüne taksit kartımı koydum, işlemlerimi yaptı, taksiti ödedim, makbuzumu alıp oradan ayrıldım. Geriye dönüp baktığımda arkamdan bakıyorlardı.

Birileri bir yerlere oturuyor, “Bu kurallar ne getirir, ne götürür?” diye düşünmeden, uymasını istedikleri insanları uşakları gibi görüp kendilerine göre kurallar koyuyor, onları böyle aşağılıyorlar. Aşağılayanlardan daha çok, kendini aşağılatanlara kızıyorum.

Bundan günler önce 500 lYTL’lik bir çeki tahsil etmek için zavallı kızım Ender’le bir gün gelmiştik. Ender içeride saatlerce sıra beklerken, ben de dışarıda arabanın içinde beklemiştim. Kızıma “Karşılığı yoktur” demişlerdi. Başka bir gün de “İşimiz yoğundur, başka bir gün gel” demişlerdi. Belki o da böyle bir oyundu. Kızım üzülerek çıkmıştı. En son üçüncü seferde 20 YTL kesinti yaparak ödeme yapmışlardı. Bunların bana yapmaya çalıştıklarını bunları da düşünerek diretmiş, adeta Ender’e yaptıklarının da intikamını almış, hadlerini bildirmiştim.

 

 

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

BABANA DA GÜVENME!..

Oğluna hayat dersi vermek isteyen bir baba, ağacın üzerindeki oğluna:

“Hadi oğlum, kucağıma atla, ben seni tutarım, yere düşürmem” demiş.

Oğlu atlamamış… Baba ısrarla:

“Oğlum, ben senin babanım, sen benim canımsın, ciğerimsin, seni hiç yere düşürür müyüm?” deyince, oğul babasının kucağına atlamış, tam bu sırada baba kenara çekilmiş, oğul da yere çakılmış…

Baba: “Bak oğlum, babana da güvenme; bu, sana ders olsun!” demiş.

 

ANILAR, Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın